Yapımcılığı ve yönetmenliği Mel Gibson'a ait olan Apocalypto bu hafta vizyona giriyormuş aldığım haberlere göre. Bir şekilde filmi vizyona girmeden önce izleme şansını yakalayanlardanım (nasıl olduğunu sakın sormayın). Filmin yıllar önce mefta olmuş Maya Dili'nde olması ve Hollywood sinemasında görmeye aşina olduğumuz meşhur simalara filmde yer verilmemesi kendisini başlı başına ilginç kılsa da konusu, kurgusu ve görsel zenginliği ile kaçırılmaması gereken bir yapıt haline geliyor.
Apocalypto teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan ne kadar modernleşirse modernleşsin temelde sahip olduğu "ilkel" olarak adlandırılabilecek dürtülerinin değişmediğini, bu dürtülerin zaman ve kültür tanımaz bir özellikte olduğunu hissettiriyor. Filmi izlerken insanoğlu olarak kollektif bilinçaltımızı oluşturan Jung'un "arketip" kavramının neyi ifade ettiğini; çökmekte olan bir toplumda kriz fikri ile bağlantılı olarak ortaya çıkan "Günah keçisi" arayışının toplumsal dinamiklerde nasıl işlediğini daha iyi anlıyor, zihnimizde bir yere oturtmayı başarıyoruz. Metaforlar bizi günümüze dek uzanan bir yolculuğa çıkartıyor. Elbette ki Mel Gibson tüm bunları kendi "gelenekselci" çizgisinin dışına çıkmadan yapıyor. Metin altı okumalar dışında Gibson, aile kavramının ne menem bir şey olduğu, hayatta kalmak için insanı nasıl motive ettiği mesajını adeta izleyicinin burnuna dayayarak veriyor.Gibson'un kerameti kendinden menkul, meşhur işkence sahneleri, kanlı canlı çarpışma görüntüleri bu filmde de içimizi kaldırıyor, ama ne olursa olsun Apocalypto izlenmeyi, hem de sinemada izlenmeyi hak ediyor.
"Kıyameti görmek için kıyameti beklemeye gerek yok, kaderden kaçılmıyor herkes birşekilde kendi kıyametini yaşıyor."