kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Kasım 05, 2007

Yazık oldu bizim Mösyö'ye...

Bir kadın düşünün ki Dünya'nın baş aktörlerinden birinin, mihenk taşı bir ülkenin liderinin eşi olsun ve ülkenin en tepesindeki kadınken tüm makam, mevki ve hayli gösterişli bir hayatı elinin tersi ile iterek bir anlamda tepedeki kadın olmaktan istifa etsin. İşte ben buna cessur, onurlu ve güçlü bir kadın portresi derim. Bahsi geçen kişiyi çıkartmanız zor olmamıştır sanırım. Zira son günlerdeki idol kadınımı sizlerle de paylaşmak isterim: Bayan Cecillia'yı. O kocasının iktidarına ortak olmak adına yalama olmuş bir evliliği sürdürme zorunluluğunu duymayan, bir insan olarak
ince hesaplar yerine derin duyguların daha önemli olduğunu gösteren, özgürce yaşayabilmenin her türlü mevkiden daha değerli olduğunu cümle aleme öğreten ve belki de en çok bu yüzden gönüllerde başka bir yere oturtulan kadın. Lady Diana'dan sonra "arkasında durduğum kocamdan bağımsız bir birey olarak ben de varım!" diyebilen ve belki de sırf bu tavrı yüzünden kocasının soyadından hariç sadece Cecillia olarak tarih sahnesine adını yazdıracak bir insan. Gizli kapaklı işlerle sadece kocasını değil tüm dünyayı aldatmaktansa aşkını doyasıya yaşamayı tercih eden ve bunun için her şeyi göze alabilen bir kadın O. Kısacası türünün numuneliklerinden. Sahi böyle kaç kadın kaldı dünya üzerinde? Kalbim seninle Cecillia, yazık oldu bizim Sarkozy'e.

Salı, Haziran 05, 2007

Irak Savaşının Müsebbibi bir Kadınmış!

Kendisinden hiç de haz etmediğim Hürriyet'in eski yazarı Akşam'ın yeni GYY nevi şahsına münhasır en bi entellektüel Boğaziçi mezunu (Seray Sever misali her fırsatta dile getirip görmemişin Boğaziçi'si olmuş dedirten cinsten), Amerika tahsilli sayın Serdar Turgut çok ilginç!!! çıkarımlarda bulunduğu bir yazı yazmış geçenlerde. Hani oylesine derin yapılmış bir sentez ki bu, sıksan bu kadarı olmaz detirtecek cinsten insana. Söylediğine göre Poul Wolfowitz'in (hani İstanbul-Edirne gezisi sırasında tüm ilgileri bir anda çorabına çeken Dünya Bankası eski başkanı)görevinden ayrılmasına neden olan Arap asıllı kız arkadaşı Sahaha ile rastlantı eseri Washington'da bir akşam yemeğinde karşılaşmış. Bütün gece Sahaha'nın İslam ülkelerine olan öfkesini, onların ülkelerinde kendi tanıdığı türden bir demokrasinin olmadığı yönünde yaptığı yorumları dinlemiş bizim gazeteci ve sonunda şöyle bir çıkarım yapmış. "Dunya Bankasi'nda kiz arkadasina iyi konum saglamak icin kariyerini bile risk altina almis olan Wofowitz'in, Irak'taki savasi planlarken kiz arkadasindan etkilenmemis olmasi da mumkun degil. Cükü Shaha, o tür ülkelere gerekirse zor kullanılarak demokrasi götürülmesinden yanaydı ve Wolfowitz de sonunda Neoconlar'dan oldu. Başkan'i direkt etkilemeye başladı. şimdi diyeceksiniz ki; 'koskoca Irak savasinda o kadar ölü, sadece bir kadin nedeniyle olmuş olabilir mi?' Tabii ki olabilir... Kadınların neler yapabileceğini ve yaptırabileceğini mümkün değil tasavvur bile edemezsiniz."Eldeki verileri bir bilim insanı edasıyla işlediği ortada: İslam ülkelerine öfkeli Arap kadın + herşeyi göze almış divane aşık=Savaş. Hadi bunu anladık düz mantıkla işi kotarmaya çalışmış bizim entellektüel gazetecimiz.Peki ya sonrasında ortaya koyduğu senteze ne demeli? "Bunu anlatiyorum ki; Turkiye'de herkes dikkatli olsun, kendisine gelsin diye... Bir moda cikti, her lider partisine kadin aday doldurmaya basladi. Bunun CHP'nin sonunu getirebilecegini bizzat Sayin Deniz Baykal'a soyledim. O da bana 'senin bu konuda bir yazi yazacagina eminim' dedi. Bu yaziyi onu mahcup cikarmamak icin yazdigimi da soyleyebilirsiniz. Kadinlarin bu kadar fazla konusuldugu, on plana ciktigi bir ulkeden de hayir gelmez, sonumuz iyi değil. Herkesin haberi olsun..." Neresinden tutarsan tut cinsiyetçilik kokan, açık bir ayrımcı tavır sergileyen bu yazı şaka dahi olsa hoş durmuyor. Aktarmadığım bir yerinde kendisi Psikiyatrist olsa Sahaha'ya "kendi kökeninden nefret sendromu" teşhisi koyacağından bahsediyor. Ben de bu yazı karşısında bir psikolog olarak kendisine "cinsiyetçi, ayrımcı,kategorik düşünceli" tanısını koyabilirim sanıyorum ki.Netice itibariyle Deniz Baykal kendi partisi içinde bir savaşın çıkmasından korkmuş olacak ki Serdar Turgut ne dediyse aynen yapmış, kadın aday sayısını mümkün mertebe sınırlı tutmakla yetinmiş.Ama Baykal'ın Turgut'u dinlerken şu hassas konuyu es geçtiği de bir gerçek: Wolfowitz gibi duygularına yenik düşen bir zaafiyetli erkek mebuslar da olabilir ve Allah muhafaza bir kadının etkisi altında parti içinde cenk edebilir...Dikkatli olmak lazım Serdar hocam. Not:Resim S.Turgut'un Akşam gazetesindeki bir yazısından alınmıştır.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails