yaşanmışlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşanmışlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ocak 03, 2010

2009' un getirdikleri...

Yaklaşık bir haftadır 2009'dan akılda kalanlarla ilgili programlar seyrediyorum TV'de. Neler olmuş neler...Michael Jackson ölmüş mesela, Obama ilk siyah ABD başkanı olarak tahta geçmiş, hiç bir aktivite yapmadan Nobel barış ödülüne layık görülmüş, Muhsin Yazıcıoğlu helikopter kazasında hayatını kaybetmiş, ülke genelinde yürütülen bir soruşturma nedeniyle  ülkede yazar çizer okur anlatır tayfasının neredeyse yarısı göz altına alınmış, DTP kapatılmış, ünlü yönetmenler Halit Refiğ, Zeki Ökten vefat etmiş, küresel kriz Türkiye'yi teğet geçmiş (?), uçaklar düşmüş, Gazze yine bombalanmış, ülkemde yerel seçimler yapılmış, pandemik grip almış başını yürümüş, tüm dünya bunu konuşmuş...2009'da Türkiye ve Dünya bunları yaşarken ezgi de kişisel tarihini yazmış.

2009 ezgi için bol duygu dolu bir yıl olmuş. Duygunun hemen hemen her türlüsünü yaşamış, belki de yaşatmış. Oldukça zorlu sınavlardan geçmiş, hoş geçmiş mi yoksa kalmış mı onu hala çözememiş. 2009'un ilk ayları heyecanlı bir bekleyiş ve ardından dünyada bir kadın yaşayabileceği en kutsal sevgiye kucak açmış. Canından öte canlarına kavuşmasının yarattığı o büyük mutluluk, heyecan ve coşku yerini en kısa zamanda büyük hayal kırıklarına bırakmış. En güvendiği dermiş hep "herkese bu kadar çok güvenme" diye. Evet güven duymaması gerektiğini en güvendiği acı bir şekilde öğretmiş. Şaşırmış, afallamış, sevdiğinin "kıymet verilenler" sıralamasındaki yerini gören ezgi "güven" ve "güvensizlik" ne demek onu öğrenmiş. Üzerinde durduğu ve onca zaman sarsılmazlığına inandığı zeminin ne kadar kaygan olduğunu görmüş ve   "O"ndan başka hiç bir beşere güvenmemesi gerektiğini anlamış acı da olsa. Öfkeyi yaşamış en şiddetlisinden. İletişimsizliği, sözlerin anlamsızlığını, yalnızlığı hissetmiş en sessizinden, taaa derinden. Çaresizliği, aczi görmüş ve çarenin kendi içinde saklı olduğunu. Dostluğun nasıl bir merhem olduğunu anlamış. Yaraları sarmadaki başarısını. Yaralar iyileşmiş iyileşmesine de izi kalmış, sızısı da...Bütün bu yaşadıkları duygularına, kendisine ve çevresine ilişkin farkındalığını biraz daha arttırmış.

Sahi ne de güzel demiş şair "yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
                                           yaşadın mı büyük yaşayacaksın,
                                           ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
                                           çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır.
                                           ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana." A.Behramoğlu

Hoşgeldin sefalar getirdin 2010. Bana yaşatacakların her ne ise kabulümdür, ne diyeyim sana hoş getirdin dergahıma.


Pazar, Ağustos 16, 2009

Yaşamın kıyısında...

Uzun...Çok uzun zaman oldu yazmayalı. Her yazının olduğu kadar her yazmayışın da bir anlamı var elbet. Yazılar birikimlerle gelir, birikimler yaşanmışlıklarla. Ezgi de yazmaya ara vediği bu süreçte yaşantı doldurdu birgün içine gireceği kefenine. Önce içinde bir canlının büyümesini, ona verilen hayatın kaynağı olabilmeyi istedi. Öyle çok istedi ki sonunda istekleri kabul oldu. Hem de bir değil iki canın kaynağı olarak. Buna sevindi, hem de çokkk. Sonra yaşadığı yerden çooook uzaklara gitti sevdiğinin peşinden içinde beslediği canlarla. Yeni bir kenti keşfe koyulurken yeni insanlar da tanıdı eskiyi unutmayarak... Sokak sokak, mekan mekan keşfe çıktı taşıdığı canlar ile birlikte bu yeni kentte. Ama uzun sürmedi buradaki yaşamı. Bir de baktı ki tek perdelik bir oyunmuş bu yaşantı. İkinci perde yine geldiği kentte, tanıdık bildik sokaklarda...Ama tepetaklak... Sonra içindeki canlar zuhur etti, birer birey olarak bu aleme düşüverdi. Uzun ve meraklı bir bekleyişin ardından kavuştu ezgi canlarına..."Böyle bir sevgi olamaz" derdi daha önce bir canın kaynağı olanlar, ezgi de merak ederdi ya sonunda tattı o da o çok merak ettiği duyguyu. Hak vererek kendinden öncekilere... Sonra bir kesif sessizlik kapladı dünyasını hayal kırıklıkları ile beraber. Şaşırdı, hem de çok şaşırdı o çok güvendiğinin hallerine...Yalnızlaştı, suskunlaştı, dalgınlaştı, bir garip hallere düştü. Yaşamam, yaşayamam dediklerini yaşadı şu son bir yılda ve bir kez daha gördü herşeyin insanlar için olduğunu... Yaşamı alt üst olmuş bir ezgi var şimdi. Ama öylesine güçlü, öylesine emin yaradanından. Can vermenin ne demek olduğunu biliyor ya gerisi bir ara taksim şu kısa yaşamında. Bilinmez ya ötesi bir yaşamda o yüzden ne malum altının üstünden daha güzel olmayacağı...Sadece seyr eylemek gerekir belki kıyıya çekilip. ............................................................... Evet alt ve üst, üst ve alt. Neden hep birileri üstte birileri altta olmak zorundadır şu hayatta. Sevmiyor ezgi birilerinin hükümranlığı altında yaşamayı. Çünkü biliyor iki noktadan bir doğru iki doğrudan bir eşitlik olabileceğini. İnanıyor insanlar için de matematiksel çözümlerin olabileceğine ve soruyor "bir eşitlikte paralelce yürümek sizce de daha güzel değil midir?"

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails