Cumartesi, Ağustos 18, 2007

Galce bilmeden hepinize Rwy'n dy Garu di

Geçenlerde izlediğim bir filmde "Port Talbot" sözünü duyunca bu kelimeyi nereden anımsadığımı düşündüm, hafızamın dehlizlerinde kısa bir yolculuk yaptıktan sonra dökülüverdi tüm anılar bir bir...Port Talbot tuttu elimden Pontardawe'ye sürükledi beni, Pontardawe ise geçmişin güzel günlerine... Sene 1998'di, Ağustos ayının başları. Bir taraftan iki yıl sonra yeniden Londra'ya gidecek olmanın heyecanını yaşarken, bir yandan da Londra'dan sonra nasıl bir yer olduğunu hayal etmekte zorlandığım, hakkında Galler'de bir kasaba olmasından öte hiç bir şey bilmediğim Pontardawe' e geçecek olmamız nedeniyle biraz kaygılanıyorum. İki hafta nasıl geçer bir kasabada diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.
Londra'da kısa bir turun ardından Galler yolunda bize eşlik eden Pontardawe'li rehberlerimizle konuşurken "siz İngilizler de....sınız" diyorum. Gençlerden biri "bir Galliye Britanyalı diyebilirsin ama sakın "Siz İngilizler"le başlayan bir ifade kullanma, küfür sayarlar" diye uyarıyor beni nazikçe. O an anlıyorum aynı karada, aynı kraliçeye tabi olmalarına, aynı havayı solumalarına rağmen birbirinden pek de haz etmediklerini. O an anlıyorum Gallilerin İngilizlerden farklı bir kültüre sahip olduğunu ve mahçup oluyorum yaptığım genellemeden. Bu konuşma kaygılarımın yerini meraka bırakıyor ve yolculuk Pontardawe tabelasının görünmesiyle son buluyor. Yolun sonuysa tadına doyulmaz günlerin başladığının habercisi oluyor. Kasabanın huzurlu, sakin, doğal ortamı; insanlarının sevecenliği, samimiyeti ve misafirperverliğiyle birleşince gözümde büyüyen o iki hafta göz açıp kapayıncaya kadar kişisel tarihimin en keyifli unutulmaz anıları bölümüne yerleşiveriyor. "Yerel ırmağın üzerindeki küçük köprü" anlamına gelen bu şirin kasaba adına inat kocaman bir yer ediniyor gönlümde.

Gallilerin misafirperverlik konusunda mangalda kül bırakmayan Türkler için gerçekten güçlü bir rakip olduğunu anlıyorum. Evlerine, mekanlarına buyur ettikleri konuklarına hazırladıkları sofralar tatlı sohbetleri eşliğinde bir ziyafete dönüşüyor.

Gallere özgü "Welsh cake" ve "love spoon" armağanlarıyla bizi şımartırken, Pub'da tanıştığım ve derin bir sohbete daldığım bir yabancı önümdeki içeceğim bitmeden yenisini getiriyor önüme. Başka içemeyeceğimi söylemem durumunda yoğun ısrarlardan ve bir kaç ısmarlamadan sonra durdurabiliyorum Galli arkadaşı. Bir yabancı olduğuma aldırmadan tüm yaşamını önüme dökebilecek kadar güven duyuyor ve samimi duygularla yaklaşıyor bana. Galli'nin samimiyeti karşısında insan olmanın büyük hazzını duyuyorum.

Bu anlattıklarım size bir muamma gibi gelebilir ve hadi canım sen de diyebilirsiniz. O zaman size tavsiyem her yıl 17- 19 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen Pontardawe Festivaline bir yolunu bulup gitmeniz. Müthiş bir eğlence seli sizleri bekliyor olacak. Yerli, yabancı müzik ve dans grupları, ilginç gösteriler, panayır alanına kurulan dev gösteri çadırları festival coşkusunu tam anlamıyla yaşatıyor. Festival coşkusunun yaşandığı bu günlerde Türkiye'nin sıcağından kaçıp serin ve nemli havası, sıcak insanlarıyla herkese kucak açacağından emin olduğum Pontardawe'e doğru yola çıkmak ne de iyi olurdu...

Aklına karpuz kabuğu düşürdüklerim için bazı adresler: http://pontardawefestival.com/artists/index.php

http://www.neath-porttalbot.gov.uk/pontardaweartscentre/

http://www.pontardawe.org.uk/

http://www.pontardaweinn.co.uk/

http://www.pontardawefilm.co.uk/

Bu yazıyı Pontardawe'li, Port Talbot'lu, Swansea'lı dost insanlara ve festivalde bizi (EGE ÜNİVERSİTESİ HALK DANSLARI TOPLULUĞU) yalnız bırakmayan Yeni Zellandalı Te Vaka ( http://www.tevaka.com/ )grubuna adıyor, Galce'de bildiğim tek söz olan "Rwy'n dy garu di"(Türkçesi:sizi seviyorum) ile sizi anıyorum.

Pontardawe'li Mary Hopkin tüm dostlar için söylüyor. Those were the days...Ne kadar manidar değil mi?

4 yorum:

E.L.I.F dedi ki...

BIrlikte gitmek nasip olmadi ya yanarim yanarim ona yanarim...

ezop dedi ki...

Ah canım evet haklısın. Birlikte gidebilsek daha da doyum olmazdı tadına. Ama ne kadar da samimiler değil mi şu Galliler.

Adsız dedi ki...

Ne güzeldir değil mi, bilmediğin bir yerde, bilmediğin insanlara kendine bile söylemediğin şeyleri anlatmak? Ah ne güzeldir o yabancı sokaklarda orada doğup büyümüşcesine yürümek..Öyle özledim ki dününü de ertesi gününü de bilmediğim kasabalarda, şehirlerde anı yaşamayı..belki bir gün..(suna)

ezop dedi ki...

Evet canım, bilmediğin kentlerde, tanımadığın sokaklarda, yabancı insanlarla çevrili mekanlarda en güzel yanlarından biri de o kolektiflik duygusunu, kalabalığın içinde sıradan bir yabancı olma duygusunu yaşamaktır. Kendini hiç olmadığı kadar rahat hissetmektir.Kimsenin teni tanımayacağını, seni yargılamayacağını, giyimine, kuşamına, saçına başına karışmayacağını bilmenin rahatlığı. Londra sokaklarında yüzünde beş yaşındaki arkadaşının boyalarıyla yaptığın resimlerle, üstünde yazlık pijamalarınla mohikanlar gibi dolaşmanın lüksüdür.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails