Salı, Mart 06, 2007

Kenanım, Evrenim bir başkadır benim memleketim...

Paşaların paşası Evren geçtiğimiz hafta bir demeç verdi ve kızılca kıyamet koptu. Evren'in "Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir" sözü ve bu eyaletlerin hangi il merkezleri etrafında toplanacağına ilişkin öngörüleri siyasetçi ve gazeteci-yazar camiasından pek çokları tarafından mesnetsiz olarak nitelendirildi. Bazıları Evren'in yaşına bazısı başına verdi, bazısı darbeci bir general olarak şimdi bunları söylemesine anlam veremediği belirtti, kimileri ise onun ülkeyi bölmek isteyenlerle işbirliği içinde olduğunu söyledi. İş birliği yaptığı iddia edilen güçler ise "paşa gönlü istemiş de söylemiş, size ne?" söyleminde demeçler verdi. Böyle durumlar karşısında Dünyanın sosyal olarak yuvarlak bir yapıda olduğu hissine kapılıyorum, zira 12 Eylül'ün şakşakçıları şimdi yere göğe koyamadıkları paşalarına bakın neler söylüyor, onu ne ile suçluyorlar. 12 Eylül sonrası politikalarını eleştirenler ise maşallah kucak kucağa sarılmış onunla Arjantin tangosu yapıyorlar.
Kendisinden, uygulamalarından ve söylediklerinden pek hazzetmesem de şu öngörüde bulunduğu muhtemel sekiz eyalet merkezinin kafamın içinde başka soru baloncuklarının oluşmasına neden olduğunu söylemeden ve bunları açıklamadan geçemeyeceğim. Düşündüm ki muhtemel eyalet merkezlerinin ülke yurttaşları arasındaki zihinsel temsilleri (kollektif imajları) bile onca yıldır bu ülkeyi bölmediğine göre, siyasi olarak eyaletlere ayrılması da Türkiye' nin bölünme sebebi olamaz. Bu illerin her biri kendi içinde bir eyalet hatta ve hatta ülke içinde ülke değil mi zaten?
İstanbul mesela. Ülkenin başbakanı bile İstanbul'a giriş çıkışların vizeye tabi tutulmasını önermemiş miydi yakın zamanlarda? Ben kendi ülkemde bir ile giderken vize almak zorunda kalacaksam nerede kaldı o üniter yapı? Hatta öyle ayrılmış ki İstanbul ülkenin kalanından, kendi içinde bile eyalete ayrılacak duruma gelmiş ülkenin kalanını tümden taşra sayarak.
Ankara başkent ama, Ankaralı gizli başkent İstanbul'un ezikliğini hala atamamış üzerinden. Dedik ya İstanbullu için İstanbul'un gerisi berisi taşra diye, Ankara da o taşra kentlerinden biri sadece, başkent olmanın avantajlarından nimetlenen. Ankaralı memnundur belki kendi halinden ama ülkenin kalanı onu pek kaba saba bulur, en nihayetinde Sincan havalarında memur şehridir ne de olsa.
İzmir'in kızı güzeldir havası da... ama güven olmaz ikisine de. Neden mi? E gavurdur ne de olsa, ne yapacağı belli olmaz. "Gavur İzmir" ya adı bir gün gelir yapar gavur gavurluğunu...
Adana dedin mi bir iki adım geride durur benim memleketlim. Adanalıdır, deli kanlıdır ne yapsa yeridir, sabah kahvaltısını ciğerle eder. Adli bir vaka gördü mü "bu işin içinde kesin bir Adanalı parmağı var" demeden edemez ülkemin insanı.
Erzurum dadaşlar diyarıdır. Ne Karslı sever Erzurumluyu ne de Erzurumlu Karslıyı. Erzurumlu-Karslı hikayelerini bilmeyeni de cahil cühela gözüyle görürler ülkemde.
Diyarbakır sosyal uçurumun en yoğun yaşandığı yoksul zengini bir kenttir.Sosyo-politik bir o kadar psikolojiktir. Ülkemin Diyarbakırlı olmayan insanı "Diyarbakırlıyım" diyen karşısında önce bir durur düşünür, en ufak haraketi karşısında aba altından linç sopasını gösterir.
Trabzonlu Temel'dir, Dursun'dur. Trabzon ise eğlencelik Laz fıkralarının fonudur. İnsanı merttir, çeviktir, sivri zekalıdır, ama bir o kadar da saftır, kandırması kolay olur.
Eskişehir bir Tatar kentidir. Kendi halinde, disiplinli ve samimidir. Sanırım ondan bir tek onları sever memleketlim.
Türkiye' nin her ili için çeşitli temsiller bulmak, orada yaşayan insanları nitelerken kalıpyargılara başvurmak mümkün. Kayserili'yi varyemez, Konyalı'yı molla, Antalyalı'yı hoppa addetmek de...Çorumlu ne yapıtıysa zamanında "senin bu yaptığını Çorumlu yapmaz" diye bir söyleyiş vardır yurdumda.Her il komşusu olan ille komşu değil sanki düşmandır. O yüzden bu memlekette yeni tanışılan insana "memleket nire?" diye sormak adettir. Çünkü "memleket" kavramı bütün bir yurdu değil soyağacının dayandığı varsayılan ili ifade etmektedir. Çünkü bu ülkede insanlar birbirini tanıma zahmeti göstermek yerine kentsel özellikleri bireye yüklemeyi ve bireyi o özellikler çerçevesinde kurgulamayı çoğu zaman daha çok tercih eder.
Diyorum ya ülkem bunca kalıpyargı bunca olumsuz sıfatlama arasında hala biraradaysa, mikro parçalarda klanlaşmamışsa belli bir beceriye ulaşabilmiş demektir. Muhtaç olduğu kudret zaten içinde vardır, kolayına bölünmez.

2 yorum:

Ezgi dedi ki...

Adaş, bu yazılar arşivlik tam...

İki ayrı komşu şehri bırak, bu memlekette aynı ilin ilçeleri birbirini sevmez. Evren adlı diktatör Sibel Can'ın kalçalarına dalıp gitsin, resim yapsın, düşünce üretmesin istiyorum mümkünse.

ezop dedi ki...

Ha ha hakkaten de öyledir. Mesela Denizli'de Tavaslı Çallı hikayesi pek meşhurdur. Daha nice illerde vardır böyle hikayeler. Bu arada ben yazıyı çok sulandırmamak adına Sibel Can mevzuuna girmek istemedim ama aklımın bir köşesinde de vardı hani.Senin değinmen iyi olmuş :))

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails