Salı, Ekim 23, 2007

Sözün bittiği yerde başlar bu yazı...

Gayri resmi olarak süregelen savaşımız tezkerenin çıkmasıyla resmiyete bağlanmış oldu. Tezkerenin kabulü PKK'ya ve onun destekçilerine aba altından sopa gösterirken, PKK da Türkiye Devleti'nin restini gördüğünü içimizi yakan bir eylemle gösterdi. Evet, içimizi yakan diyorum çünkü 21 Ekim sabahı televizyonları karşısında ailecek pazar kahvaltısı yapan bizler önce 9, hemen sonrasında 12 canımızı kaybettiğimizi öğrenince gerçekten yandık. Ateş 20 yılı aşkın bir zamandır topraklarımıza düşüyor ve bu gerçekten can yakıyordu. Hepsinin bir öyküsü vardı, her insanın bir kişisel öyküsü olduğu gibi. Kimi evlenecekti tezkere alır almaz, kimi daha yeni kavuşmuştu yıllardır görmediği annesine...Açıklamalar yapılıyordu farklı ağızlardan: kanı yerde kalmayacak askerlerimizin, hesabı sorulacak tüm bu olanların deniyordu, yıllardır dendiği gibi...ve 33 PKK'lının öldürülmesinin ardından Genel Kurmay açıklıyordu "misli ile karşılığı verilmiştir" diye. Sevinmek mi gerekirdi şimdi öldürülen diğerlerine? Onların hikayelerini merak etmek vatanını sevmeme anlamına mı geliyordu? O halde kimliği belirsiz teröristlerin ölümüne sevinmek irrasyonel olarak belki de en doğru duygusal tepkiydi. Evet duygusaldık, yılların yükünü taşıyan, yıllardır aynı acı haberleri duymanın yorgunluğu ve yılgınlığı ile beraber duygusaldık hem de...Tepkilerimiz de o doğrultuda "duygusal" olacaktı elbette, ne de olsa bizler sadece halkıydık bu ülkenin. Duygusallıktan uzak, rasyonel çözümler üretmekse her zaman olduğu gibi politikacılarımıza bırakılmalıydı. Kitlesel olarak il il, bucak bucak yollara dökülen halk "hepimiz Mehmetiz, hepimiz askeriz, hepimiz şehitiz" sloganları eşliğinde bir an önce vatanını bölmek isteyen katillerin cezalandırılmasını, Devletinin kişilikli bir çözüm ortaya koymasını istiyordu ısrarla...Halk demokratik yollarla devlet unsurlarına bir mesaj ulaştırıyordu, haklıydı da kendi doğalında. Oysa hükümet sözcüsü "serin kanlı" olmalarını, taşkınlığa mahal vermemelerini istiyordu sabrı zaten taşmış olan halkından. Doğruydu, politika üretmek duygusallık kaldırmıyordu. Hele ki "terör" söz konusuysa akılcı çözümler üretebilmek için serin kanlı olmak, akıl bali davranabilmek daha büyük önem kazanıyordu.
Çünkü PKK Türkiye için terör örgütü sınıflamasına girerken ABD ve Rusya gibi ülkeler için bir sibop görevi görebiliyordu. ABD'nin basın organları terörist yerine direnişçi, gerilla, savaşçı gibi terimleri kullanmayı tercih ediyordu. Bu bile inceden bir mesajdı...
Bakın internet nnsiklopedisi Vikipedi "dünden bugüne terörizm" sekmesi altında şu satırlara yer veriyor: " İkinci Dünya Savaşı'ndan ve özellikle 1963'deki John F. Kennedy suikastinden sonra faaliyetlerine hız veren ABD'nin tutunmayı hedeflediği coğrafyalarda istikrarsızlık ve bunalım ortamı yaratmak için yaymış olduğu yıkıcı bir düşünce akımıdır[kaynak belirtilmeli] .Bu düşünce akımını tüm muhalifler desteklemektedir. Özellikle İsrail devleti kurulduktan sonra Ortadoğu coğrafyasında terörün, şiddetin ve kargaşanın şaşırtıcı biçimde hiç durmadığı ve giderek arttığı göze çarpar. Bugün terörizm düşünsel boyutta bir düşünce olmaktan çıkıp devletlerin gizli çıkarları uğruna masum insanların vahşice öldürüldüğü bir eylemsel bütünlüğe ve anarşinin hüküm sürdüğü her yerin düzenine dönüşmüştür." Bu ifadeler zaten bildiğimiz şeyleri bir kez daha hatırlatır, bir kez daha doğrular nitelikte. PKK ABD, Rusya ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinin maddi ve elbette manevi destekleri ile ayakta duruyor. Çünkü ABD'nin ve içindeki Siyonist lobilerin hayalini kurduğu Büyük Ortadoğu'yu içeren bütünün bir parçası. Görünen o ki bağımsız Kürdistan, Kürtlerden çok, uzun zamandır Ortadağu'yu, Kudüs'ü ele geçirmenin hayalini kuran ABD'nin işine yarayacak.
Sorun şu ki terör eylemleri giderek halkı bölmekte ve kutuplaşmaları arttırmakta. PKK'nın özellikle "özgürlük vaat ettiği" toprakların gelişmesini, halkın ekonomik etkinliklerle güçlenmesini ve eğitilerek bilinçlenmesini engellediğini, özellikle 88-94 yılları arasında öğretmen ve doktorlara yönelik saldırılardan biliyoruz. Bu savaşta kayıplar sadece güvenlik güçleri ile sınırlı değil, pek çok öğretmen, doktor ve sayısı binleri aşan sivil insan hayatını kaybetti. Peki ne için? Ben bu sorunun cevabını defalarca sordum, hala da soruyorum kendime, ama ne bilgi birikimim ne aklım içinden çıkılır, somut ve berrak bir cevap verebiliyor bu soruya. En büyük korkum, duyguların akışına kapılarak, çığ gibi büyüyen öfkenin masum insanlara yansıtılması ve artan kutuplaşmaların, öfke patlamaları olarak "linç" girişimlerine dönüşmesi. Hiç bir zaman aklımızdan çıkartmamamız gereken bir şey olduğunu düşünüyorum: Nasıl ki her Müslüman El-Kaideli ya da onun sempatizanı değilse, her Kürt de PKK'lı ya da onun sempatizanı değildir. Genellemelerden uzak durabildiğimiz sürece bölünüp, yeni devletçikler türetmez, başka bir deyişle oyuna gelmeyiz.

10 yorum:

Adsız dedi ki...

"vatan için yaşamak" kendimizinde içinde yaşama hakkının buluduğu bir vatan. Ne yazık ki 21 Ekim 2007 tarihinde evet belki daha kutsal olduğu öngörülen bir mertebeye ulaşmanın huzuruyla bu ülkenin 12 güzel insanı ve daha çokları bu haktan mahrum bırakıldılar. Evet mahrum bırakan fail olarak direkt anılan terör örgütü ve bu konuda önlem almayan, ve terörün destekçisi olan adı konulmayan diğer failler tarafından. Eğer sonuçları baz alarak duygularımızla hareket edersek karşılığında ortaya koyduğumuz sonuçlardan duygusal olarak etkilenen başkalarının duygusal açıdan makul ama uzun vadede yaşamsal ve mantıksal açıdan makul olmayan sonuçlarına yol açmış oluruz. Belkide bu yüzden duygularımızı yaşamalı ama harekete geçerken başka duygular duyguların meydana geldiği ortam zaman ve diğer faktörleri dikkate almalıyız. söylemek istediğim çok şey var ama bunları asıl ihtiyacı olanlara ulaştırmamanın çaresizliğini hissettiğimi söylemeden edemeyeceğim. ezgicim farklı bir bakış aynsıttığın için teşekkürler.(ati

Adsız dedi ki...

"vatan için yaşamak" kendimizinde içinde yaşama hakkının buluduğu bir vatan. Ne yazık ki 21 Ekim 2007 tarihinde evet belki daha kutsal olduğu öngörülen bir mertebeye ulaşmanın huzuruyla bu ülkenin 12 güzel insanı ve daha çokları bu haktan mahrum bırakıldılar. Evet mahrum bırakan fail olarak direkt anılan terör örgütü ve bu konuda önlem almayan, ve terörün destekçisi olan adı konulmayan diğer failler tarafından. Eğer sonuçları baz alarak duygularımızla hareket edersek karşılığında ortaya koyduğumuz sonuçlardan duygusal olarak etkilenen başkalarının duygusal açıdan makul ama uzun vadede yaşamsal ve mantıksal açıdan makul olmayan sonuçlarına yol açmış oluruz. Belkide bu yüzden duygularımızı yaşamalı ama harekete geçerken başka duygular duyguların meydana geldiği ortam zaman ve diğer faktörleri dikkate almalıyız. söylemek istediğim çok şey var ama bunları asıl ihtiyacı olanlara ulaştırmamanın çaresizliğini hissettiğimi söylemeden edemeyeceğim. ezgicim farklı bir bakış aynsıttığın için teşekkürler.(ati

ezop dedi ki...

Benim de korktuğum bu Aticim: Başkalarının yaşamlarını tehlikeye atmak, duyguların esiri olarak. Üzüntümüz gerçekten çok büyük. Anlaşılmış olduğuma sevindim.

ezop dedi ki...

Benim de korktuğum bu Aticim: Başkalarının yaşamlarını tehlikeye atmak, duyguların esiri olarak. Üzüntümüz gerçekten çok büyük. Anlaşılmış olduğuma sevindim.

inte dedi ki...

Her kelimene katılıyorum Ezopcum..
Siyasi görüş farklılıklarımızı, öfkemizi, duygumuzu bir kenara bırakamıyoruz millet olarak böyle durumlarda..Günlerdir herkesin yaptığı hükümete isyan etmek.Hangi hükümet böyle bir olayı göz ardı edebilir ki? Herkes kendince vatansever, milliyetçi ama sakinliğin tanımını bilmeli,uygulayabilmeli herşeyden önce..

ezop dedi ki...

Herkes bir diğerinin vatanseverliğini sorguluyor İnteciğim. Hangimiz daha çok vatanseveriz, hangimiz daha az. Evet çoğumuz üzülüyor, artık birşeylerin yapılmasını istiyoruz. Ama önemli olan akılcı olabilmek, bunu başarabilmek, o zaman gerçek anlamda bir bütün olduğumuzu gösterebiliriz cümle aleme...

www.edasuner.com dedi ki...

Söyleyecek çok şey var ama tıkanıp kalıyor insanın boğazında. Hesabı sorulsa ne olur, sorun tümüyle çözümlenmedikten sonra.Ölenin annesi için neyi değiştirir, biri gelip dese ki karşı operasyon yaptık misliyle ödettik, oğluna sarılamayan bir annenin yüzü gülmez ki... Terörün aldığı evlatlarına ağlayan anneler teskin edilemez...Allah'dan ragmet ve sabır diliyorum tüm ciğeri yanan ailelere...

ezop dedi ki...

Eğer bir savaş varsa ortada Edacım pek çok ananın ciğerinin yanması doğal. Akılcı çözümler üretilmedikçe, çıkar ilişkileri devam ettiği sürece bu savaş da devam edecek diye düşünüyorum.

Goddess Artemis dedi ki...

Mimlendiniz!

N.B. "Soldier of Fortune" çok yakışmış bu yazıya, ellerin dert görmesin...

ezop dedi ki...

Sağol canım Goddessim.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails